HARAMZÂDELER

Son yıllarda “aslını inkar eden haramzadeler” türedi. O kadar da çoğaldılar ki burnunu çevirsen bir haramzade çıkıyor karşına…

Kimdir bu haramzadeler?

Haramzadeler neler yaparlar gibi bir bahsi aralayacak olursak…

Haramzade, ağzındaki baklayı söyleyemeyen kişidir.

Söyleyemediği için de karnındaki gurultulardan bilimsel gerçekler çıkarır.

  • Türk tarihine düşmandır.
  • Türk Milletine düşmandır.
  • Türk Ordusuna düşmandır.
  • Atatürk’e düşmandır.
  • Türk’ün bütün değerlerine düşmandır.

Haramzade, Atatürk’e düşmanlığını açıkça söyleyemediği zaman  “Kemalizm” ya da “Atatürkçülük” gibi bir kavrama saldırır. Aslında Atatürk, bu Kemalistleri ya da Atatürkçüleri görse şöyle dermiş, böyle dermiş diye başlayan muhabbetinin temelinde yatan gerçek şudur: Ben Atatürk’e doğrudan doğruya öyle bir saldıracağım, öyle bir saldıracağım ki… Lakin, kendi hesabıma uğrayacağım zarardan çekindiğim için hedefime Kemalistleri ya da Atatürkçüleri aldım, dolaylı yoldan atış yapmak zorunda kalıyorum diyor.

Haramzade, Türk kelimesini nerede duysa tüyleri diken diken oluyor. Bir mecliste diyor ki: “Hunların, Göktürlerin, Uygurların, Karahanlıların Türk olduğuna dair en ufak bir belge yoktur. Bizim resmi tarih yazıcılarının işi bunlar. Devlet eliyle böyle yazdırıldı. Resmi tarih işte…”

Haramzade, cüce kadar beyniyle mide bulandırmanın ve ortalığı karıştırmanın hesabını yapmaktadır. Biz, her gün Haramzade soracak diye, yanımızda Türk Tarihine ait belgeleri mi taşıyacağız. Dünyanın neresinde görülmüştür böyle bir şey?

Türk Tarihi onlara göre resmi tarih imiş. Keşke öyle olsaydı. Keşke Türk Tarihi, Türk Kültürü, Türk Edebiyatı, Türk Medeniyeti ile ilgili çalışmaların hepsi bizde başlasaydı. Keşke Resmi bir tarihimiz olsaydı. Haramzade, öyle safsatalar üretir ki hiçbirinin gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bunca donanımsızlığına rağmen, çorbaya düşmüş at sineği misali amacı sadece mide bulandırmaktır. Türkoloji ile ilgili çalışmalar, Türkiye’den yıllar önce Batı’da ve Rusya’da başladı. Bizde Türk Tarihi, Türk Edebiyatı ve Türk Kültürü ile ilgili çalışmalar çok daha sonralarıdır ve oldukça geç kalmış çalışmalardır. Atatürk’ün Türk Tarih Kurumunu kurdurduğu yıl 1931, Türk Dil Kurumunu kurdurduğu zaman ise 1932’dir. Türkiye’de üniversitelerimizin kuruluş tarihleri de batıya göre çok yenidir. Türkiye’nin ilk üniversitesi sayılabilecek Darülfünun dahi 1900 yılında kurulmuştur. 1866 da kurulan Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane’yi (Tıp Fakültesi) esas alsanız, yine de bunların batıya göre oldukça geç kalmış zamanlar olduğunu görürsünüz. Çünkü, savaşlardan başını kaldıramayan ve dış borç batağına düşmüş bir devlet, ancak bu kadarını yapabilmiştir. Osmanlı döneminde Batılılar, Hunları, Göktürkleri, Uygurları araştırırken Osmanlı aydınları arasında bunları bilen sadece birkaç kişidir. Yani Türklerin, Türk tarihine, kültürüne, medeniyetine ilgi duyup bu konularda araştırmalar yapmaya başladığı tarih çok yeni tarihlerdir. Öyle Hunlar, Türk müydü? Göktürkler uyduruldu mu gibi safsatalar üreten haramzade, aslında Türklüğün düşmanıdır. Bütün çabası bunun üzerinedir. Resmi tarih diyerek devlete çamur atan haramzade diyor ki…

-Devleti kutsallaştırmayın, bu devlet giderse başka bir devlet kurulur. (hıımmm)

-Bayrağı kutsallaştırmayın, çünkü bunlar tarihte gelip geçici şeylerdir. (hııımmm)

-Kendinize Türk demek yerine, insan deyin, ben insanım deyin, insanlığın ortak değerleriyle buluşun… (Türk ile insan aynı terazinin gözüne girer de sanki…)

Neyse bir herzesini daha söyleyelim bu haramzadenin:

- Türklük, Türklük, Türklük… Türklük mü, Müslümanlık mı önce ona karar verelim? (Öyle sanki günlük hayatımızda böyle bir kavgamız var da… Her gün biz bu ikilemi yaşayıp duruyoruz. (!) Türk mü olacağız, Müslüman mı olacağız(!) Hem Türk hem de Müslüman olma imkanı olmadığı için zorlanıyoruz tabii ki… (!)

Bize ve çocuklarımıza bu geri zekalı yöntemleri uygulayanları ve toplumu bu hale getiren haramzadeleri kınıyorum. Bunları söyleyenler ve insanların güvendiği değerlere karşı adeta sorti üzerine sorti yapıp gençlerin beyinlerini bombardımana kalkanlar, bir de o beğenmedikleri, yer ile yeksan olsa da yenisi kurulur dedikleri Türkiye Cumhuriyetinin parasını yiyorlar, kutsallaştırmayın dedikleri al bayrağın gölgesinde yaşıyorlar. Bunlar öyle utanmaz adamlar ki, Haramzade, Atilla’nın, Bilge Kağan’ın, Cengiz’in, Timur’un Türk olmadığını, tarihte de Türk diye bir kavmin olmadığını kusa kusa geziyor. Söylediklerinin hiçbir bilimsel tarafı yok. Onlar ümmetin peşine düşmüşler. Selçuklu ve Osmanlı, onlara göre Türk, İran ve Arap’ın ortak malıymış. Peki burada şöyle ya da böyle Türk’ün varlığını kabul ediyor olmalısın ki Arap’ın ve İran’ın yanına Türk deme lütfunda bulunmuşsun. Ey sen haramzade, sen daha bir Selçuklu sarığı ile Osmanlı sarığını ayıramayacak durumdasın. Sen İran’dan ya da Arap’tan medet umarak ümmete gitmeye çalışıyorsan senin yakın tarihten de zerre kadar haberin yoktur. Yakın tarihte, ümmeti sonuna kadar savunan tek halk Osmanlı Türkleriydi. Onlar da en son Arap yarımadasından çekilirken Arapların neler yaptıklarını çok iyi gördüler. Hıristiyan İngiltere, İtalya ve Fransa ile bir olan dindaşlarımız ne Müslüman Osmanlının  ne de halifenin gözyaşlarına baktılar. Binlerce evladımızı Arap çöllerinde şehit verip geri çekildik. Osmanlı İmparatorluğunda milli kimliğini en son açıklayan topluluk Türkler olmuştur. Bütün milletler, kendi adlarıyla milliyetçilik kurup ulus devlete dönerken Türk Milliyetçiliğini açıklayıp ulus devlete dönen en son topluluk yine biziz. Sen bize hikaye anlatma… İşine geliyorsa Cemal Paşa’nın hatıralarını oku…

Ama senin bunlarla işin olmaz. Sen gençleri etrafına toplayıp Türk Milletine düşman nesiller nasıl yetiştirilir onun derdine düşmüşsün. Bizim de elimiz senin yakanda olacak elbette. Biz de tarihimize, kültürümüze ve medeniyetimize bunu reva görenleri, bir Türk evladı olarak unutmayacağız. Biz hiçbir devleti tarih boyunca bir gün yıkılır diye kurmayız. Türk geleneğinde devlet “ebed-müddet” olarak kurulur. Devletin ve bayrağın kutsiyeti buradan gelir. Haramzadeler ise altları dara düştüğünde bir Yunan ya da İngiliz vapuruna binip giderler. Çünkü, onlar için devlet kutsal değildir. Nerede olsa orada yaşarlar. Lakin, neden Arabistan’a ya da İran’a gitmezler de illâ Batı’ya giderler? Herhalde bunda da bir ibret vardır.